Devrim Düşünün Ozanı: Kemal Özer*

Yorum göndermeye izniniz yok.
Etiketler:
Kapitalizmin gerçekleri, sosyalizmin göstergeleridir.**

Kemal Özer şiiri, güncelliğe fazlasıyla ağırlık verdiği için de eleştirilmiştir zaman zaman. Bu eleştirinin arkasında, “güncel” gelip geçicidir, dolayısıyla da şiirin (sanatın) “kalıcılığı” ile birlikte düşünülemez, sonuçta sanatın nihai amacı “kalmak”tır ve güncel olan bunun için temel koşulları sağlayamaz” anlayışı ve süregidenin, va rolanın değişmeyeceği, değiştirilemeyeceği düşüncesi yatar. Burada tutuculaşmış sınıfın eğilimlerinin izleri vardır aslında.

Oysa gerçekçinin güncele yaklaşımı bu anlayışla biçimlenmez. Bu anlayış her şeyden önce “değiştirilemez” olanın, bu değiştirilmez gibi gözükenin değiştirilebilir olduğu savıyla biçimlenir. Güncel bir olgu, yaşanan ilişkilerin temel karakterini yansıtan ve sistem içinde sürekli üretilen başat insani sorunların bir yansıması olabilir ve çoğunlukla böyledir de. Aynı zamanda bu ilişki doğru bir perspektifle kurulduğu zaman gerçekçi sanatçının o güncel olguyu ortaya çıkaran tarihsel birikimi de görmesini sağlar. Böylece o, değiştirilemez gibi gözükenin tarihi boyunca nasıl değişimlerden geçerek bugüne geldiğini, bugün nasıl biçimlendiğini ve bunun sonucunda da nasıl değiştirilebileceğinin de verilerini elde eder. Gerçekçi sanatçı gerçeğe, değişimlerin gerçeğini anlayarak ulaşmaya çalışır. Elbette bütün bunlar “tarih”ten bağımsız değildir. Kemal Özer’in Oğulları Öldürülen Analar’ında Oğlu Kimvurduya Giden Ananın Söylediği şiirinde anne, verili kültürel bir inanç içinde oğlunun bir kaza kurşunuyla ölmesini şiirin son dizesine kadar “yazgı”ya (kötü kader!) bağlar. Burada bilinçsiz, ezilen sınıflar içinde “yazgı” inancının ne kadar güçlü olduğu bize gösterilir. “Kızı evde bıraktım onu aldım, yardımı dokunur” diyen anne yaptığı bu tercihi oğlunun ve kendisinin kaderinin yaptırdığını düşünür. Ozan böyle güçlü ve yerleşik bir kültürel öğeyi şiirin başından itibaren vermeseydi eğer “Bu yazıyı silip yeniden yazmalıyım” dizesine gelemezdi. Bu dizeyi yazarak hem verili kültürün değişmesi gerektiğini hem de değiştirecek olanın yine annenin kendisinin olduğunu, bu değişimin de “silip yeniden yazmak” eylemiyle yani “devrimci bir edimle” gerçekleşeceğini söyleyecektir bize.

Kemal Özer, güncelliğin içinden aslında dönemin başat eğilimlerini verecek, ve yukarıda özetlemeye çalıştığım ilişkileri kurmasını sağlayacak olguları seçer. 70’li yılların acısını ve görüntüsünü verecek olan analardır, 12 Eylül sonrasının buhranlı günlerini anlatacak olan kimlik, bu süreçten sonra bastırılmış olan sınıf mücadelesini anlatacak olan, sınıfın haykırışının kesilmesiyle artık duyulmayan ses, geçen yıl yayımlanan şiir kitabının da adını taşıyan Sevdalı Buluşma’da, bütün bu yürüyüşü taşıyan yol ve yolun sonunda gerçekleşecek olan buluşma… Şiirlerini bir kitap oylumunda tasarlaması seçtiği bu simgeleri bütün yönleriyle işleyebilme ihtiyacından kaynaklanır aslında. Dönemin karakteristiğini verecek “simge”lerin seçimi ve bu simge durumuna yükselttiği olguların işlenişinde bütün her şey devrimci bir geleceği içerecek biçimde kurgulanır. Bu özellik onu kendinden önceki toplumcu gerçekçi şairlerden de ayıran bir özelliktir aynı zamanda. Belki de onun ısrarla vurgulamaya özen gösterdiği, dünyanın ve Türkiye’nin toplumcu şiir geleneğine eklemlenmek çabasını düşünerek şöyle söylemek daha doğru olur: bu özellik, Kemal Özer’in kendini eklemlediği şiir geleneğine eklediği bir halkadır. O geldiği noktayı şu şekilde ifade ediyor: Geceye Karşı Söylenmiştir’den Kimlikleriniz Lütfen’e, Araya Giren Görüntüler’den Sınırlamıyor Beni Sevda’ya, İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle’den Bir Adı Gurbet’e, Oğulları Öldürülen Analar’dan, Onların Sesleriyle Bir Kez Daha ve Sevdalı Buluşma’ya, yayımlanan bütün kitaplar, tek tek ele alındıklarında, içerdikleri şiirlerin toplamından daha fazlasını söyleyen, bir araya geldiklerinde ise tek tek söylediklerinin daha fazlasını söylemek isteyen birer kesit; yaşamı ‘kavga’ olarak nitelemekten yola çıkmış, onu her alanı ve olanağıyla kucaklamaya yönelmiş, kimliğini bunu başarmak için oluşturmaya çalışmış bir ozanın,  yaşadığı topluma ve çağa yaptığı tanıklıkları bir araya getiren bir duvar kabartması.(***) Tek tek ele alındıklarında daha fazlasını söyleyen şiirlerin, burada kastedilen, söylenmeyen “fazlası” devrim düşüdür.

Özer’in, güncelden yola çıkarak işlediği “görüntüler,” onları mutlaka aşılacak olan “kapitalizmin” bir ürünü olarak gören bakış açısıyla birlikte düşünüldüğünde varılacak nokta elbette bir “devrim” düşüncesi olacaktır. Belki de son söz şu olmalı: Kemal Özer’in şiiri “devrim”e adanmış bir şiirdir. O ne yazarsa yazsın hep bir devrimcinin perspektifiyle yazar.


* Kemal Özer'in "bendeki görüntüsü" için...
**Bertall Ollman, Diyalektiğin Dansı, Çev: Cenk Saraçoğlu, Yordam Kitap, Ekim 2006. s. 221
*** http://kemalozer.blogcu.com/

Eser Sahibi: 
Nihat Ateş