PEN ve TYS 1 Mayıs'ta...

Etiketler:
Değerli PEN Üyeleri ve Dostları

2010 Türkiye PEN Kulübü’nün 60. Kuruluş Yıldönümü. Bu bağlamda 28 Nisan akşamı Hotel Arcadia'da üyelere dönük bir davette buluşuldu.Yaklaşık kırk kişinin katıldığı buluşmada Başkan İnci Aral mecburen bulunduğu İzmir'den telefon ederek sevgilerini ve en iyi dileklerini iletti. Önceki başkan Tarık Günersel PEN'in kamuya katkılarının yanı sıra üyeler arası ilişkilerin gelişmesinin önemini belirtti. Konukseverliği için değerli üyemiz Tülin Dursun'a teşekkür ederiz.

1 Mayıs bağlamında, İstanbul'daki PEN üyeleri TYS ile 9'dan itibaren Şişli Camii önünde buluşup "Kalemlerin Yürüyüşü'nü gerçekleştirebilir. 2008'de 1 Mayıs'ı "edebiyat emeğine saygı ile" kutlamaya karar veren Türkiye PEN Kulübü geçen 1 Mayıs günü aralarında Leyla Erbil ile Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Halil İbrahim Özcan'ın da bulunduğu bir temsilciler grubu ile -gaz ve şiddete rağmen- Taksim Meydanı'nda yer almıştı. PEN-Türkiye 1 Mayıs'ın kutlanmasını başka PEN Kulüplerine de önerdi.

1 Mayıs'ı kutlarken,1977 katliamının sorumlularının ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz.

PEN

Buket Uzuner: "Sansür Her Siyasi Görüşe Hayırsız ve Uğursuzdur."

Etiketler:
BUKET UZUNER 'E TEŞEKKÜRLERİMİZLE...

Değerli üyemiz, yazar Buket Uzuner SKYLİFE Dergisi'nde yayınlanan yazısının kendisinden habersiz- izinsiz kesilmesi nedeniyle mahkemece açtığı davayı kazanmıştır.

Buket Uzuner'e, ülkemiz demokrasi kültürüne ve yazarlığın özgürlük bilincine yaptığı katkıdan dolayı teşekkür ediyoruz.

Öte yandan, tarihin kazanımlarını yok sayan sansürcü anlayışların yaşadığımız günde hala geçerli olabilmesi üzücüdür. Çünkü sansür; sadece yazarların yaratım özgürlüğüne set çekmekle kalmaz, ait olduğu ülkenin gelişmesini de sekteye uğratır. Tarih, sadece o ülkenin insanları için geriye gider, toprak ve insan değersizleşir.

Bu yüzden de; demokrasiye aykırı, hayata hayırsız ve uğursuzdur!

Bir daha yaşanmamasını diliyoruz.

PEN TÜRKİYE YÖNETİM KURULU

Boğaziçi Kitap Fuarı Haiku Yarışması Şartnamasi

Etiketler:
24-31 Mayıs 2010 tarihlerinde birincisi gerçekleştirilecek Boğaziçi Kitap Fuarı çerçevesinde bir Haiku yarışması düzenlenecektir. Boğaziçi Kitap Fuarı’nda bu yıl Japonya konuk ülke olarak ağırlanacaktır. Bu nedenle bu yıl Japon şiir formu Haiku bu yarışmanın şeklini oluşturacaktır.

Yarışmanın Seçici Kurulu:
Oruç Aruoba
Süreyya Berfe
Tuğrul Çakar
Yelda Karataş
Yusuf Eradam

21 Mart Dünya Şiir Günü Konuşması

New York’un Brooklyn Köprüsünde dilenen bir kör dilenci varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük gelirinin ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin önünde duran, sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra dilencinin boyuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi arttıracak bir şeyler yazdım. Bir hafta sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.”
Dediği gibi bir hafta sonra gelmiş. Kör dilenci: “Bayım size nasıl teşekkür etsem azdır. Eskiden en fazla beş dolar veriyorlardı. Şimdi günde on-on beş dolar kadar topluyorum. Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız ?” demiş.
“Çok basit, diye yanıtlamış adam, tabelanızda ‘Doğuştan Kör’ yazıyordu, onun yerine ‘Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim’ diye yazdım.”

Şiirin, söz sanatının gücünü anlatmak için, öylesine çok kullandım ki bu sözleri sonunda sanki benim oldu. Okurlar artık Roger Caillois’nın adını unutup buluşun bana ait olduğunu sanmaya başladılar.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Bildirisi TEKEL işçisinden...

Etiketler:
Türkiye Yazarlar Sendikası, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bildirisini her yıl bir kadın şaire/ yazara yazdırıyordu. Bu kez bildiriyi Ankara’nın ayazında hak arayan TEKEL işçilerinden Birnaz Kaya kaleme almış.

70 GÜN ÖNCE BAŞLAMIŞTI HER ŞEY

Kadınlar vardır…
Kadınlar yaşamın her alanında, göğün yarısını omuzlarında taşır.
Kadınlar yaşamın her parçasının dehşetli ağırlığını daima bilerek, hissederek.
Kadınlar; bilerek ya da bilmeyerek çirkinliğin, baskının, sömürünün her türünü, her rengini, biçimini.
Görerek, didişerek, değiştirerek...

Türkiye Yazarlar Sendikası, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün bu yılki bildirisini yazmayı biz direnişteki TEKEL işçilerinden istedi; görev bana düştü, ben size çok şey söylemeyeceğim, bu meydan, çadırlar, seslerimiz her şeyi söyledi çünkü…

PEN Ödülü Heykelciği Pınar Selek’in Babası Alp Selek’e Sunuldu

Etiketler:
PEN Duygu Asena Ödülü heykelciği Pınar Selek’in babası Alp Selek'e PEN Başkanı İnci Aral tarafından sunuldu. Tören 20 Şubat günü Amargi Kitabevi’nde yapıldı.
Amargi adına konuşan Nil Mutluer törenin “Pınar Selek’in evinde” yapılmasından duyulan sevinci dile getirdi.
Berna Akkıyal “Sürüne Sürüne Erkek Olmak” adlı eseri yayınlamaktan İletişim Yayınları olarak kıvanç duyduklarını belirtti.
PEN-Türkiye’nin önceki başkanı Tarık Günersel bu ödülün Pınar Selek'e büyük haksızlıklara rağmen yılmadan eserler verdiği için bir teşekkür olduğunu söyledi.
Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Halil İbrahim Özcan PEN’in haksızlığa uğrayan her üye gibi Pınar Selek'in de yanında olduğunu vurguladı.
Uluslararası PEN Genel Sekreteri Eugene Schoulgin dünyadaki 16 bin PEN üyesinin Pınar Selek'in mağduriyet ve mücadelesini yakından izlediğini söyledi, "hiç yoktan dava yaratma çabasını" esefle karşıladı.
PEN Başkanı İnci Aral günümüzde herkesin her şeyden suçlanabileceğini söyledi. Pınar Selek'in bu ödülü en çok hak eden kişi olduğunu belirterek ödül heykelciğini Alp Selek’e sundu. Heykelcik eşliğindeki yazı şöyle:

Üstün Akmen: Biz sustukça sıra herkese gelecek

Etiketler:
TEB Başkanı Üstün Akmen "Halkın sahne ile arasına koyduğu uzaklık giderek daralıyor ve bunlar da bu daralmanın farkında. Ama çalışmaları artık çok tehlikeli ve vahim sonuçlar doğuracak mertebede. Siyasi erk mutlaka önlem almalı, almazsa ve bizler sustukça sıra herkese gelecek, bu böyle biline" diye konuştu.

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC) Türkiye Merkezi (TEB) Başkanı Üstün Akmen, Vakit gazetesinin, Beyoğlu’ndaki Kumbaracı 50 tiyatrosunda sahnelenecek olan Özen Yula’nın oyunu “Yala ama Yutma”yı hedef tahtasına çakmakla yetinmeyip, 5 Şubat’taki yayınıyla bu kere de “Dar-ül Love”ı işaret ettiğini söyledi.

"garajistanbul’da, Kontrtenor Harun Ateş’in oynayıp, seslendirdiği “yeni opera/oyun” türünün örneği “Dar-ül Love”ın oyun tarihlerini ’Sonumuzu Lut Kavmi’ne Benzetecekler’ başlığı altında verip, ‘duyarlı Müslümanların tahrik olmasından korktuklarını’ ifade ederek aba altından sopa gösterme yayını yapmak, fevkalade ürkünç bir yaklaşımdır” diyen Üstün Akmen, oyunun “Yeni Opera” kavramının Türkiye’deki ilk örneği olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Bu tek kişilik bir oyun. Eserde bir kontrtenor günümüz İstanbul’unun arka bahçesinden Ortadoğu’nun masalsı atmosferine kendi “aşk evi”ni anlatırken, Yafta’dan Alara’ya uzanan yolda Osmanlı edebiyatından modern müzik formlarına, Ortadoğu'nun masalsı atmosferinden günümüz İstanbul'unun karanlık arka bahçesine akan bir yolculuk gerçekleştiriliyor. Ne var bunda?”

2010 Dünya Öykü Günü Bildirisi

Etiketler:
Paleolitik çağlardan beri İspanya’daki Altemira mağaralarına çizilen av resminden bugüne insanlar öykülerini aktarıyor. Din öncesi şaman törenlerinin büyüleyici doğa söylemi, İzmirli Homeros’un anlattıkları, Gılgameş, kanımca ilk gerçeküstü yazarlardan Evliya Çelebi’nin seyahatnameleri, masallar, söylenceler birbirlerine eklenerek çağlar boyu sürecek yolculuklarındalar.

İnsan sesini söze dönüştürdüğünden bu yana öyküsünü anlatıyor. Tabletlerde, papirüslerde, sonunda da sayfalarda tüm sesler yerini buluyor. Bu çabalar insanlığın kendisiyle karşılaşmasıydı. Toyluk dolu bu varoluş sorgulaması yazı yokken de vardı.

İnsanların ütopyasına ulaşma isteğindeki caymazlığı onun binlerce yıllık geçmiş kayıplarını araştırdığımızda ne denli erkenlere tarihlendiğini öğreniyoruz. Yirminci yüzyılın acılarla, kıyımlarla, adaletsizliklerle dolu zamanını sonlandırıp yirmi birinci yüzyılı iyileştirici bir beklentiyle karşıladık. Şölenler onuruna kadeh kaldırmalar… Oyalanma çabası daima geçici bir heves sevincini taşır. Hoş görülesi bir durum gibi algılansa da bu iyimser beklentilerimiz hızla geri tepti. Yeni yüzyıl da ardındaki gibi tüm olumsuzlukları aman vermeden taşıyor.

İşte tam burada öyküler yazılır, yazılmaktadır. Öykü inançtan değil, ütopyasından güç alır. Çünkü ütopya asla soyut bir kavram değildir. Toplumlar insanın değerini savunan başka bir hayatın özlemini taşıyorsa, erkin buyurganlığını eleştiriyorsa düzeni yenileme gücünü yitirmez.

Ütopya tartışmaya, eleştirmeye açık bir olgu olarak aklımızı aydınlatmaktadır. Çok eski bir gelenekten uzanan öykünün günümüzde de atan canlı damarı durma güçlenecektir. Yineleyelim, ütopya bence soyut bir kavram değildir.

14 Şubat Dünya Öykü Günü’nü sevinçle kutluyoruz.

FÜRUZAN 2010

2009 Yılında 110 Gazeteci Öldürüldü

Etiketler:
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), 2009′da meslekleriyle bağlantılı olarak hedef alınan 110 gazetecinin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Merkezi Viyana’da bulunan IPI’nin yıllık Dünya Basın Özgürlüğü raporuna göre, geçen yıl 55 gazetecinin hayatını kaybettiği Asya, dünyada en fazla gazetecinin öldürüldüğü bölge olurken, Asya’yı 2009′da 28 gazetecinin hayatını kaybettiği Latin Amerika izledi.
Raporda, geçen yıl Afrika’da 14, 4′ü Irak’ta olmak üzere Orta Doğu’da 6 gazetecinin yaşamını yitirdiği kaydedildi. Irak’ta 2008′de 14 gazeteci öldürülmüştü.

Leland Bardwell'den 14 Şubat 2010 Dünya Öykü Günü İletisi

Etiketler:
İrlandalılar farklı bir halktır. Bizler Keltlerin bir karışımıyız. Bir anlamda, sarp bir kayalığın kenarında duran, ancak yine de kayalıklara sıkı sıkıya tutunan insanlar gibiyiz. Bütün Kelt kavimlerinin birbirleriyle aynı olduklarına dair genel bir kanı vardır. Evet, bütün Keltlerin ortak bir yanı olduğu gerçekse de, bu düşünce aslında yanlıştır. Bizler benliğimizden ve bireyselliğimizden gurur duyarız. Bizler sadece tek bir Kelt kavminin mensubu olarak düşünülmeyi istemeyiz.

Bizler, İskoçlardan, Gal halkından ya da Fransızlardan daha fazla içine kapanık ve ketum olan insanlar değiliz. Ancak, sanki, daha güçlü, daha hareketli ve dolayısıyla da daha etkin olan topluluklar bizleri yerimizden uzaklaştırmış, bir yerlere sıkıştırmış gibi hepimiz, sonunda toplumun kenarında ve kıyısında yaşamaya başlamış gibiyiz. Belki de, işte bu yüzdendir ki, bütün bu koşullar, tüm bu zorunluluklar, bizleri hızlı düşünen insanlar haline getirmiştir. Bu durum farklı sanat biçimlerinde farklı şekillerde ortaya çıkmıştır. Diğer bir deyişle, hep hızlı hareket ediyoruz. Sözlerimin ana fikri özetle şöyledir: Kendimizi hızlılık gerektiren sanat biçimlerinde ifade etme gereksinimimiz, ki bu durum temelde herkeste var olan insani bir gereksinimdir, edebiyatta kısa öykü türünde ortaya çıkmaktadır.
İçeriği paylaş